Kürt sorunu nasıl çözülür? Bu konuda söyleyecek sözü olanın sözünü dinlemeden önce sorunu nasıl ortaya koyduÄŸuna bakmak durumundayız. “Barış ortamı PKK ateÅŸkese son verdikten sonra bozuldu” denilirse, “demokratikleÅŸmenin önündeki engel olarak PKK’nin eylemleri” gösterilirse, sorun böyle ortaya konulursa, önerilecek çözümün çerçevesi de belirlenmiÅŸtir zaten. Burada önerilecek çözüm, oligarÅŸinin resmi politikasının kulvarına girmekten baÅŸka bir ÅŸey olamaz. “Silah bırak!”; oligarÅŸinin yıllardır söylediÄŸi budur. Dayatılan budur. Ancak burada sorulması gereken baÅŸka sorular vardır: PKK yokken Kürt sorunu yok muydu? Silahlı mücadele yokken, baskılar, anti-demokratik uygulamalar yok muydu? DoÄŸu’nun geri kalmışlığını “terör”le açıklayanlar, silahlı mücadele yokken DoÄŸu’yu çok geliÅŸmiÅŸ bir bölge mi yapmışlardı? PKK ateÅŸkes ilan ettiÄŸinde Kürt sorunu çözüm yoluna mı girdi?.. Soru çok. Daha önce de sorulmuÅŸ sorulardır. Ancak bu kesimlerin sorulara cevabının olmadığını da biliyoruz. Daha doÄŸrusu bunlar pek umurlarında deÄŸil. Peki nedir umurlarında olan? Umurlarında olan oligarÅŸinin ve emperyalizmin demokrasicilik oyununda statükoların bozulmamasıdır.
Tarih ters yüz edilemez. Kürt sorunu, uzak geçmiÅŸini bir yana bırakacak olursak, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluÅŸuyla birlikte ve o günden beri varolan bir sorundur. Sorun cumhuriyet rejiminin Kürtler’e karşı vaatlerini yerine getirmemesidir. Sorun Kürt halkının topraklarının rızası, iradesi dışında ilhak edilmesidir. Sorun, cumhuriyetin başından itibaren Kürt halkının ulusal kimliÄŸinin, dilinin yasaklanmasıdır. Sorun, 80 küsür yıldır zorla asimilasyonun dayatılmasıdır. Ve nihayet sorun, katliamlar, köy yakmalar, milyonlarca Kürt yoksulunun topraklarından göçettirilmesidir… ÅžiDDET iÅŸte sorunun bu muhtevasındadır. Sorunu böyle ortaya koyduÄŸumuzda, çözümün de bunları içermesi gerektiÄŸi aÅŸikardır.
Kürt sorunu bugüne kadar çeÅŸitli aÅŸamalardan geçmiÅŸtir. 1920-1938 arası, Kürtler’in yaÅŸadıkları çeÅŸitli bölgelerde parça parça ayaklanmalar dönemidir. Feodal ve ulusal nitelikli bu ayaklanmalarda da Kürt halkı kah dilini, kah özerkliÄŸini, kah bağımsızlığını istemiÅŸ ve her seferinde katliamlarla ezilmiÅŸtir. ikinci aÅŸama, 1960′ların ikinci yarısında Kürt sorunu çeÅŸitli biçimlerde yeniden telaffuz edilmeye baÅŸlanmıştır; oligarÅŸi bu çok sınırlı sözediÅŸleri bile mesela TiP’in kapatılma gerekçesi yapmış, Kürtler’i, sorunlarını, taleplerini inkar politikasını sürdürmüştür. Devrimciler bu dönemde, açık bir biçimde “Kürtler’in kendi kaderini tayin hakkının tanınması” olduÄŸunu ortaya koyarak sorunun ve çözümün yeni bir tarifini yapmışlardır. Sorunun üçüncü aÅŸaması, 1970′lerin sonlarında Kürt milliyetçiliÄŸi temelinde çeÅŸitli hareketlerin geliÅŸmesidir. 1984′te gerilla savaşının baÅŸlaması yeni bir aÅŸamayı oluÅŸturmuÅŸtur. Kürt sorununun kendini artık silahlı mücadeleyle ortaya koyduÄŸu bu aÅŸama, Kürt halkının ulusal bilincini uyandırmış, sorunu kimsenin reddedemeyeceÄŸi bir biçimde ortaya koymuÅŸtur. OligarÅŸinin politikalarında ise, bütün bu dönemler boyunca, temelde bir deÄŸiÅŸiklik olmamıştır. Gerek mücadelenin dayatmasıyla, gerekse de AB manevraları çerçevesinde bazı hak kırıntıları gündeme gelmiÅŸ olsa da oligarÅŸi açısından temel politika deÄŸiÅŸmemiÅŸtir. Son birkaç hafta içinde yaÅŸadıklarımız da bunu göstermektedir zaten. Zaman zaman dile getirilen “Kürt realitesini kabul etme” oligarÅŸi açısından içselleÅŸtirilmiÅŸ bir politika deÄŸildir.
Yoketme ve imha, “sorunu yok sayma”nın kaçınılmaz sonucu olan politikadır. OligarÅŸi inkardan vazgeçmediÄŸi için yoketme politikalarında ısrarını sürdürüyor. Ancak çözümsüzlüğü de artık çok açıktır. Emperyalizm de, ülkemizdeki iÅŸbirlikçi tekelci burjuvazi de bunun farkındadır. Bu anlamda da, askeri anlamda imha siyasetinin yanısıra, hak kırıntıları karşılığında Kürt halkının örgütlülüğünü tasfiye etmek, düzen dışı taleplerini törpülemek doÄŸrultusunda bir politikayı da uygulamaya çalışmaktadır. Bu politikanın en temel noktası, Kürt halkını bu ÅŸekilde tarih sahnesine çıkaran silahlı gücün ve direniÅŸin tasfiye edilmesidir. Bir kez bu amaca ulaşılırsa, ondan sonra sıra “Kürt muhalefetini” düzeniçinde eritmeye gelecektir ki, emperyalizmin ve oligarÅŸinin bu noktada baÅŸarılı olacağı konusunda kendine güveni tamdır.
Hiç kimsenin itiraz edemeyeceÄŸi ve tartışamayacağı gerçek ÅŸudur: EÄŸer bugün AB parlamentolarından oligarÅŸinin parlamentosuna, medyasına kadar bir “Kürt sorunu” gündeme girmiÅŸse, bu silahlı mücadele temelinde geliÅŸen aÅŸamanın sonucudur. EÄŸer bugün Kürt halkının bazı hakları tanınmışsa, bu yine bu aÅŸamanın sonucudur. Gerçek çıplaktır; eÄŸer bu olmasaydı, Kürt halkı “yok sayılmaya” devam edecekti. Kim, neye dayanarak diyor “ÅŸiddetin çıkmaz olduÄŸu”nu? Bir düşünürün “GerçekliÄŸinizi tanımlama biçiminiz gerçekliÄŸiniz haline gelir” sözünde olduÄŸu gibi, Kürt sorunu önce gerçeklik çarpıtılarak tanımlanmakta ve o çarpık tanımlama giderek gerçeÄŸin yerini almaktadır. Böyle olduÄŸu içindir ki, “DTP’nin PKK’ye terör örgütü demesi” de, “PKK’nin silah bırakması” da sorunu çözmez! Çünkü sorun bunlardan oluÅŸmuyor.
EÄŸer ulusal, sınıfsal niteliÄŸi olan silahlı hareketlerden sözediyorsak, bunlar belli bir nesnellik üzerinde çıkmıştır. Sorunun çözümü Kürt halkının tüm ulusal haklarının koÅŸulsuz tanınmasıdır. EÄŸer sorun bu muhtevasıyla çözülürse, zaten o zaman Kürt ulusal hakları için bir ÅŸiddetin ve silahlı örgütlenmenin zemini de kalmaz. Herkese çaÄŸrımızdır: “Silah bırakın” diyeceÄŸinize, “sorunu çözün!” deyin.